Polemiklerin Efendisi: Ahmet HAKAN (COŞKUN)
12 Eylul 2008, Cuma
Babasının mesleğini önce ‘müftü’ olarak açıklayıp bir sonraki cümlesinde ‘yani memur’ diyerek düzeltme ihtiyacı hisseden, birisiydi Ahmet Hakan Coşkun.
Babasının mesleğini önce ‘müftü’ olarak açıklayıp bir sonraki cümlesinde ‘yani memur’ diyerek düzeltme ihtiyacı hisseden, ilk gençliğini anlatırken İslami Mavera Dergisi’ne abone olduğunu özellikle vurgulayan birisiydi Ahmet Hakan Coşkun.
Ancak renkli camın büyüsüne kapılıp Kanal 7’den CNN Türk’e geçiş yaptıktan sonra çok farklı bir portre ortaya koydu, bu kez Ahmet Hakan olmuştu kahramanımızın adı.
1993’de TGRT’de ilk kez ciddi şekilde adım attığı medya dünyasında basamakları hızla yükseldi. Yankı isimli bir haber programında çalışıyordu ve o günlerde ‘Kanal 7 diye bir televizyon kurulacağı söyleniyordu.’
Söylenti üzerine temas kurduğu tv’de hemen ‘kadroya dâhil edildi.’
Kanal 7’de bir süre muhabir olarak çalıştı Ahmet Hakan Coşkun.
Ve fakat o da ne ‘o sıra bir haber müdürü boşluğu doğdu’ ve Allah’ın işine bakın ki çiçeği burnunda elemana ‘Sen yapar mısın?’ deyiverdiler.
Ahmet Hakan Coşkun, kendi ifadesiyle ‘geçici olarak razı olduğu’ yöneticiliğin tümden üzerinde kalmasıyla artık muhafazakâr medyanın yıldızı parlayan bir yıldızıydı artık.
Ama ne olduysa o günden sonra oldu.
Önce 28 Şubat geçti Türkiye’nin üzerinden sonra Başbakan Erbakan dönemi sona erdi.
Devir değişim ve dönüşüm devriydi ve Ahmet Hakan Coşkun’un Ahmet Hakan’lığa ilk adımını attığı günler böyle başladı.
Çiçeği burnunda bir gazetecinin meslekte hızla yükseldiği basamaklar ve yine kendi ifadesiyle, ‘saf değiştirmekten gocunmayan’ Ahmet Hakan hayatının bundan önceki döneminde olduğu gibi yeni döneminde de ‘her konuda hem saf, hem de görüş değiştirmeye’ devam etti.
“Girmediğim cemaat, izinden gitmediğim önder kalmadı” diyen Ahmet Hakan’ın gireceği yeni cemaatler, izinden gideceği yeni önderler başını bir hayli ağrıtacaktı gerçi.
İşte bu kitapta Türkiye’de çok kısa bir sürede ortaya çıkıveren ve yıldızı her geçen gün parlayan ve adı her polemikte biraz daha parlatılan bir ismi irdeleyeceğiz. Ahmet Hakan Coşkun’un, Ahmet Hakan’laşma sürecini ilk günden başlayarak adım adım takip ederken, onun yazdıklarında ortaya koyduğu kişisel portresini kendi elleriyle oluşturmasını takip edeceğiz özenle.
Ahmet Hakan, ‘üzerine çok gelindiğine’ hükmettiği bir gün Hürriyet Gazetesi’ndeki köşesinde Ahmet Rasim'in 80 yıl önce yazdığı bir yazıda ‘adeta kendini bulduğu’nu ifade ederek eski metni kendisine şu şekilde yorumluyordu:
‘Genel Yayın Yönetmeni'ne haber verin, ben artık köşe yazarlığından istifa edeceğim. Çünkü uğradığım şeylere tahammül edecek takatim kalmadı.
Ne zaman Safran'a gitsem, ‘topluluk içinde gösterilmek' gibi acayip gıcık olduğum bir muameleye tabi oluyorum. Ziya Şark Sofrası'na da dönemem, zira yüzüm yok.
Gittiğim kafelerde karşılaştığım sinemacılar, yüzüme dik dik bakıyorlar, fırsatını bulsalar üzerime eski Yeşilçam filmlerinin figüranlarını salacaklar.
Sinemada gişe görevlisi kız, beni görünce ‘Yerimiz kalmamıştır' levhasını burnuma dayıyor.
Eski dostum muharrire hanım, bana ‘çatmak' için ele geçirdiği hiç bir fırsatı kaçırmıyor. Mehmet Ali Erbil'le buluşmamızı sağlayarak beni gerilimden gerilime gark eden Kelebekçiler, şimdi de Yılmaz Erdoğan'la bir buluşma planlıyorlar, bu işten nasıl sıyıracağımı bilemiyorum.
Gazete köşelerinden üzerime gelenlere cevap vermesem, ‘Korktu, kaçtı' diyorlar. Cevap versem, adım ‘polemik canavarı'na çıkıyor.
‘Vurun abi! Başınıza bir şey gelmez' imajı verdiğim için, ‘Hayat güzeldir' İclal bile, bana çakarak hayatın güzelliklerini gösteriyor.
Cihangir'deki Leyla'da bana kasten ‘köpüksüz kahve' servisi yapılıyor. Kendilerine ‘ilerici' diyenler, sokakta beni gördüklerinde ‘Laikliğin erdemlerine dair' vaazlar veriyorlar. Kendilerine ‘Gerici' denilenler ise, benim dönek olup olmadığım konusunda bahse giriyorlar.
Doktorlar bende ‘Anlaşılıyorum ama yanlış anlaşıyorum' sendromunun patlak verdiğini söylüyorlar.
Ben bu kadar şeye nasıl tahammül edeyim?
Genel Yayın Yönetmeni'ne haber verin.
Bir süre daha yazarım. Artık daha yazmam!”
Bizim bu kitapta yapmaya çalıştığımızın kısa bir özetini aslında Engin Ardıç Akşam Gazetesi’ndeki köşesinde 25 Kasım 2006’da tam da ‘cuk oturacak şekilde’ şöyle yazdı.
‘Ahmet Hakan neden bu kadar çok düşman kazandı’ başlığında maksadını tam anlamıyla ifade eden bir eski–yeni Ahmet Hakan (Coşkun) portresi çıkarıldı. Üstad Endin Ardıç’ın o keyifli üslubunun tadını çıkara çıkara okuyalım:
Her iki tarafın da 'ezberini bozdu' da ondan...
…Ahmet Hakan'ı anlatayım, çocuk hem Ahmet hem de Hakan, hem Müslüman hem Türk, böylece yazımızın mala davara faydası olsun!
Ahmet Hakan bir imam-gazeteci.
Meslekten imam, bildiğiniz imam. Daha önce televizyonda 'enkırmenlik' yapıyordu, şimdi 'amiral gemisinde' yazıyor. Onu küçümseyenler, 'AKP'nin Hürriyet konsolosu' dediler. Hatta 'AKP iktidardan gidince Ahmet Hakan da gazeteden ossaat gider' diyenler de çıktı. Kimisi de dövmeye kalktı.
Hem İslamcı çevrelerin tepkisini çekiyor, hem Kemalist çevrelerin. Bizim gelin hanım bile 'o adamın nesini beğeniyorsun, sana hiç yakıştıramadım' gibilerden çıkışmıştı bana... (Gelinimiz, Galatasaraylı Tuna'yla everdiğimiz İclal.)
Çünkü Ahmet Hakan, sağdan bakıyorsun sağın 'klişelerine' uymuyor, soldan bakıyorsun solun klişelerine... (Övünmek gibi olmasın, bendeniz de öyleyimdir ama başka açılardan.)
Ahmet Hakan, 'yaşamayı keşfederek' herkesin ezberini bozdu.
Nişantaşı 'kafelerine takılıyor', espresso içiyor, falan... Gelip bunları da anlatıyor. En kral arkadaşı 'rakçı' Mansur. Saldırıya da birlikte uğradılar. Eskiden 'kız yüzünden kavga' Fenerbahçe Lisesi'nde edilirdi, artık basında da edilmeye başlanınca Ahmet Hakan yeniden gündeme geldi.
Oysa imam dediğin, namazı kıldıktan ve kıldırdıktan sonra çayını demleyecek, Hafız Burhan kasetini koyacak, yeşil kapaklı 'Elmalı tefsiri' falan okuyacak, erkenden de yatacak. Karıya kıza da bakmayacak.
'Dört zevceye ve birçok cariyeye cevaz veren' İslam dinini, papazlara cinsel ilişkinin ve evlenmenin yasak olduğu, bu yüzden de birçok kart eşcinsel üreten Katolik dinine benzetmeye çalışacaksınız ve kızacaksınız ha?
Ama orada arkeolog papazlar da var, sanat tarihçisi papazlar da, toplumda saygı görüyorlar. (Galatasaray'da bizim felsefe hocamız gerçek bir papazdı, hiçbirimiz de yadırgamazdık. Fransızca bilen bir imam gelip bize ders veremediyse bu kimin suçudur?)
Bizde bir imam gazetecilik yapınca fena halde ezber bozuyor. Dinciler de kızıyorlar, 'gavur kahvesi' içilir mi, Mısır Çarşısı'nın arkasında mis gibi Kurukahveci Mahmut Efendi 'mamulatı' ne güne duruyor? Berikiler de bozuluyorlar, Müslüman dediğin geri, ilkel, cahil olur, Atatürk devrimlerinden nasibini alamamıştır.
Oysa Latince İncil okuyabilen imamlar, Santa Cecilia Müzik Akademisi'nin şan bölümünü bitirmiş müezzinler, İsviçre'de saatçilik kursu görmüş muvakkitler olsa memleket kalkınacak, kimse bunun farkında değil. Ahmet Hakan magazin yapıyor, ara sıra politikaya da giriyor.
Olamaz mı? Magazinci ille de 'la-dini' olmak zorunda mıdır? İlle içki içmeye, orospu peşinde dolanmaya ve barlardan yemlenmeye mecbur mudur? Alın size bu da bir 'Müslüman magazincisi' işte.
Ahmet Hakan 'dinci yazar' değil, bir 'Müslüman aydın'... Bu da ezber bozuyor. Haa, 'müktesebatı' örneğin bir Ahmet Kekeç kadar geniş ve derin olmayabilir. Beriki çok bilgili, çok 'kafalı' bir adam. Bu daha hafif. Ağır olmak zorunda mı? Ayrıca kaç 'laik' yazar Ahmet Hakan'dan daha ilginç ve daha önemli yazılar yazabiliyor da onu küçümsemeye kalkıyor?
Ahmet Hakan kendisinden beklenen 'formata' girse de örneğin Çorlulu Ali Paşa Medresesi'nde nargile içerken ayak parmaklarının arasını karıştırıp sonra da burnuna götürüp koklasa, hem dinci yobazlar rahat bir nefes alacaklar hem laik yobazlar!
Eskilerin tabiriyle fazla söze ne hacet. Buyurun size bir ‘polemiklerin efendisi’ Ahmet Hakan güzellemesi… |