Bu kitabın kahramanı çok bilinen ismiyle Emin Çölaşan’dır. Çölaşan’ın pek bilinmeyen ancak kovulma yazısında bile kullanılan ön adı ise Mustafa. Yani onun tam adı Mustafa Emin Çölaşan’dır. Ünlü gazeteci ve yazar.
Onun yazılarındaki genel üslup: Eleştiri. Hemen herkesi ve her kesimi eleştiriyor dense yeridir. Peki, herkesi eleştiren ve kendini daima kapalı kapılar ardında duran bu ünlü yazarımız nasıl biri? Ne yer, ne içer? Nasıl yaşar? Ne kadar zengindir? Aile çevresi nasıldır?...
Bilen biliyor. Emin Çölaşan Hüsamettin Cindoruk ile çok yakın akrabadır. Hüsammetin Cindoruk Emin Çölaşan'ın halasının oğludur. Emin Çölaşan'ın karısı Tansel Çölaşan da Danıştay üyesi olup İdari Dava Daireleri Genel Kurulu Başkanıdır.
Çölaşan'ın devletin üst düzeyiyle olan bağı bu kadarıyla sınırlı değil. Şu anda Anayasa Mahkemesi'nin Başkanı olan ve tarihteki ilk kadın başkan Tülay Tuğcu da Emin Çölaşan'ın çok yakın akrabasıdır. Tülay Tuğcu, Emin Çölaşan'ın kayınbiraderi olan Taner Tuğcu'nun eşidir. Taner Tuğcu ise Ankara'nın ünlü ve eski avukatlarından olup üst düzey bir masondur. Büyük Mason Locası Derneği Ankara Vadisi Uyanış Locası üyesidir.
Aynı locada Çölaşan'ın bir diğer halasının oğlu Mustafa Atasoy ve onun eşi Pınar Atasoy'un da üyeliği bulunmaktadır. Mustafa Sabih Atasoy Ankara'da tekstil işiyle uğraşmaktadır. Atasoy'un eniştesi Kamil Özçoban ise Zara isimli tekstil mağazalarının sahibidir. Sinema yönetmeni Ziya Öztan Emin Çölaşan'ın bacanağıdır.
Bilindiği üzere Çölaşan'ın yazılarında aşırı bir militarizm ve katı bir devletçilik hâkimdir. Bu durum onun aile yapısından kaynaklanıyor olabilir. Çünkü ailede devletle iç içe bir görüntü hâkimdir. Malum olduğu üzere Çölaşan'ın da ilk yaptığı iş devlet memurluğu olmuştur. Kendisi ilk olarak Devlet Planlama Teşkilatı'nda çalışmıştır sonra gazeteciliğe merak salmıştır.
Çölaşan ailesindeki bu devletçi geleneği ailenin en büyüğü olan ve Emin Çölaşan'ın adını taşıdığı dedesi Emin Beye kadar uzanmaktadır. Emin Bey İttihat ve Terakki Partisi üyesi bir asker olup aynı zamanda baytardır. Emin Bey orduda veteriner olarak görev yapmıştır.
Yakın aile ve akraba çevresinde ünlüler ve sıra dışı sıfat taşıyanlar özet olarak bu şekildedir. Peki, Türkiye'de yazar olmak ne demektir, yazalar ne tür imkânlara sahip olurlar, hayat standartları nedir? Bu ve benzeri soruların yanıtlarını Emin Çölaşan örneğinden yola çıkarak takip edelim.
Hidro–Meteoroloji Dergisi’nin Mart–Nisan 1974 tarihli sayısında dönemin Meteoroloji Mühendisleri Odası Başkanı Hüseyin Avni Sağesen, Emin Çölaşan’ın babası Ümran Emin Çölaşan'ın bir 'eski adı' olduğunu söylüyor. Sağesen'e göre, Emin Çölaşan'ın babasının 'eski adı' M. Atıf İnal imiş...
Babasının eski soyadını benimserse 'Emin İnal' haline geleceği için, ‘Çölaşan’ soyadı yüzünden çektiği sıkıntılardan bütünüyle kurtulacaktır ‘eski’ Hürriyet yazarı... Bence düşünmeye değer; değil mi Emin İnal?
Baba Ümran Emin Çölaşan dönemin en uzun süreli Meteoroloji Genel Müdürü'ydü. Uzun sürecek görevine ilk kez 27 Mayıs'tan birkaç gün sonra Haziran 1960'da geldi. Korkut Özal 1974’de Tarım Bakanı olana kadar da meteoroloji işleri sürekli ondan soruldu.
Arşiv muzipliklerle dolu; nitekim konuyu araştırırken, sonraki yıllarda Emin Çölaşan'la aynı çizgiyi savunan Mustafa Ekmekçi'nin baba Ümran Emin Çölaşan ile ilgili olumsuz görüşler içeren yazılarıyla karşılaştım. ‘1965 yıllarıydı’ diye başlamış yazısına Ekmekçi ve şöyle devam etmiş: “Ege Üniversitesi'nde meteoroloji dersini okutacak kimse yoktu. Üniversite yetkilileri, o zaman doçent olan Meteoroloji Genel Müdürü Ümran Emin Çölaşan'a başvurdu. Karşılık verdi: “Gelirim, fakat profesörlüğümü onaylarsanız...”
Ege Üniversitesi senatosu toplandı. Ümran Emin Çölaşan'ı profesör yaptı. Profesörlük unvanını aldıktan sonra Çölaşan yan çizdi: “Başında bulunduğum personel bırakmıyor, gelemeyeceğim...” Olayı değerlendiren üniversite senatosu 'Prof.' unvanını geri almaya karar vermiş... Üniversitenin kararını üniversitelerarası kurul da onaylamış... Karar Milli Eğitim Bakanlığı kanalıyla Başbakanlığa sevk edilmiş; ‘Ancak’ diyor Ekmekçi, “Nedense başbakanlıkta kaldı her şey...” Emin Çölaşan'ın çizgi arkadaşı Ekmekçi, 'Baba Çölaşan' için, soyadıyla oynayarak, “Ankara'nın çöllerini de aşar” tespitinde de bulunmuş.
Fatih Altaylı, Çölaşan’la girdiği bir kalem kavgasında kendisiyle ilgili ciddi ithamlar sıralayan muhatabına şu cevabı verdi; “Ben kavgada asgari bir düzey ararım. / Hele hele bu kavgayı köşelerden yürüteceksem, biraz zekâ, biraz bilgi, biraz fikir ararım. / Bunlara sahip olmayan, düzeysiz kişilerle tartışmam. / Onları kendi çukurlarına mahkûm ederim. / Beni kendi seviyelerine çekme sevdalarına alet olmam. / Bu nedenle benim tartışma yürütmem beklenen zatı, kendi 'çukurunda' boğulmaya bırakıyorum.”
Emin Çölaşan hakkında 9 milyon dolarlık serveti bulunduğuna dair iddialar üzerine Maliye Bakanlığı’na başvurdu. Bakanlık Çölaşan’a, “Maliye Bakanlığının, kişilerin haklarında basın organlarında çıkan haberleri teyit etme veya yalanlama sonucunu doğuracak şekilde kişiye özel tesbit ve inceleme yapması söz konusu değildir. Diğer taraftan dilekçenizde ihbar incelemesi yapılmasını gerektirecek nitelikte somut bir bilgi veya herhangi bir belge de bulunmamaktadır. Yukarıda açıklanan nedenlerle ilgi dilekçeniz uyarınca herhangi bir vergi incelemesi yapılmasına gerek görülmemiştir” cevabını verdi. Emin Çölaşan bakanlığın bu cevabını köşesine, sanki malvarlığıyla ilgili tartışmaları bitiren bir tespit yapılmış gibi, ‘Bu iş benim açımdan bitmiştir’ diyerek yayınladı.